Büyüyor akıl sarayim,
Karanlık tüneller açıldı, unutulmak istenenlerin sakli olduğu,
Kilitli hazine mahzenleri için.
Kazmalar yariyor topragi, desiyor,
Ruhum yaniyor giden her bir ben parcasiyla,
Goz yaslarimi sakladigim bu mahzenleri acmak icin.
Bir bir yenisi ekleniyor,
Aci, huzun sonra bosluk geliyor,
Hayat beni alarak beni dolduruyor.
Kendimin taniyamayacagi bir ben yaratmak icin…
Demistim, icimin kor alevlerle daglandigi o donem.
O, ben parcalari yeserdi sonra, yeni baglarla yeserdi, umutlarla yeserdi, dans ile yeserdi.
Sonra asik oldum ben, bir daha asla asik olamayacagimi dusunmeme ragmen. Dansa asik oldum. Zamanimi ayirdim, emek ayirdim, o da sarip sarmaladi beni, karsilik verdi, ozgurluk verdi, yeni baglar verdi.
Goz yaslarim kurumustu zaten, kolay kolay akmazdi ki onlar, oldum olasi hep boyleydi. Duygusuz -okuz diyenler de vardir arada- derdi kimileri bana, oysa icim ezilirdi, ruhum kanardi, ben aglayamazdim ama.
Simdi bu siiri yazmamin aradan 1.5 sene gecmis, aynaya bakiyorum gercekten kendimi taniyamiyorum. Ne fiziksel ne de ruhsal anlamda. Her zaman oldugu gibi ne hedef koyduysam onu gerceklestirdim dostum, hadi yine iyiyim…
Belirsizliklerden hoslanan cok insan tanimadim su hayatimda. Kontrol disi seyler stres yaratir. Kisa vadeli seyler (ornegin kimi extreme sporlardaki kontrolsuzluk gibi) keyif verirken, uzun vadeli belirsizlikler ise can sikar, ruhu yipratir.
Kadin erkek iliskilerindeki en buyuk sikinti bu belirsizliktir. Genelde sureci kadinlar kontrol ettigi icin pek sikinti yasamazlar bu konuda, nadiren kadinlarin basina, kadin karakterli bir erkek gelir. Genelde erkek turu nettir. Dogrudan icindekileri paylasmak, hayvansal gudulerinin etkisiyle ciftlestmek ve ardindan sahiplenmek ister. Genel kaninin aksine, siralamada oncelik cinsellik olsa da, asil oncelik sahiplenmektir gelmektedir.
Kadinlar ise, bu surec sirasinda kontrol sahibi olduklarindan keyif alirlar. Belirsizlik onlar icin yoktur cunku. Onlar zaten kafalarinda asagi yukari kesin karara varmislardir. Birden fazla alternatif yaratirlar - tabi yukarida da dedigim gibi kimi zamanlarda bunu yapan erkekler de bulunmaktadir ama sayilari nispeten daha nadirdir- Bu alternatifler arasinda flort ederken, sahiplenilmeden ozgurce hareket edebilirler. Ote yandan erkek ise avlanma icgudusuyle birlikte bu hareket halindeki kadini elde etmek icin kendini yipratir. Surec hayatta kalma savasidir aslinda. Erkegin bireysel duygularini, iki kisilik bir guce donusturebilmesi icin verdigi bir savastir.
Kadinlar, erkekler kadar net olsa. Bu hayatta kalma oyunu yasanmasa, isler daha mi guzel ilerler bilemiyorum. Ama ozellikle bu tarz oyunlarin dogu kulturlerinde baskin olduklari kesin.
Not: Gonul isterki net olun, bizi ugrastirmayin. Yazik oglum bize! Kanser olacagiz.
“I believe in pink. I believe that laughing is the best calorie burner. I believe in kissing, kissing a lot. I believe in being strong when everything seems to be going wrong. I believe that happy girls are the prettiest girls. I believe that tomorrow is another day and I believe in miracles.” Audrey Hepburn
Bir duygu hissetmeden (ask, aci, ofke, umutsuzluk vs.) sarkilarin bile bir anlami yok.
“the difference between a good administrator and a bad one is about five heartbeats. good administrators make immediate choices … [that] usually can be made to work. a bad administrator, on the other hand, hesitates, diddles around, asks for committees, for research and reports. eventually, he acts in ways which create serious problems … a bad administrator is more concerned with reports than with decisions. he wants the hard record which he can display as an excuse for his errors …” DUNE. II Leto.
Gariptir, icim de bir ip var gibi sanki diger insanlara beni baglayan. Bu bag, bir o kadar kuvvetli fakat bir o kadar hassan. Onlar beni cektikce, beni onlara yonlendiren, fakat bir olayda da kopabilen bir bag.
Son zamanlarda baglarima derinlemesine bakma firsati buldum. Belki son aylarda kenimi eksik hissetmemdendir bu arastirma gudusu. Yarim kalma hissini baglardaki kisilerle gidermeye calistim ama bunu yaparken onlara bambaska bir boyuttan baktim.
Igrendim.
Komik, belki de aynada kenimi gordum.
Yapılan hataların bir bir farkına varıldığında, ruhumuzda büyük bir çatışma yaşanıyor. Bir taraftan bilinç atımızdan çıkan gerçeklerle boğuşurken, öte taraftan ortaya çıkan her haksızlığı, kendimizi haklı çıkaracak bir karşı savla haklı hale getirmeye yada başka konulara odaklanarak, haksızlıkları unutmaya çalışırız.
Bazen ise yükleniriz haksızlıkları sırtımıza, tüm suç bizim gibi hissederiz. Sonrasında, zamanla, yine yükleri bir bataklık gibi emer bilinç altımız, ders almayız bu hatalardan bilinmez ama öyle yada böyle yaşarız yine.
Dertle,tasayla dolan bir kumbara misali, yüklüdür hayat, bizler hepimiz bunun ağırlığı altında bir yandan ezilirken, bir yandan da tamamlanarak yerimizi buluruz, kendimizi tanırız.
Şurada anlaşalım, hayat kolay değil, her geçen dakika bir şeylerle mücadele ediyoruz, bu mücadele ettiklerimizin başında da kendi benliğimiz geliyor. Aklımızda bin bir soru işaretiyle günlerimizi geçirirken, karşılaştığımız zorluklar bazen bizi yıldırıyor, yıkıyor.
İsyana başlıyoruz; yine en çok kendimize isyan ediyoruz, başka şeylere bunu yansıtmaya çalışsakta. Hepimizin “keşke doğmasaydım”, “neden yaşıyorum ki”, “gebersem kurtulsam” dediğimiz anları olmuştur. Kimi ise bu karamsarlığı hayat tarzı haline getirmiş, drama kraliçeliğine (Drama Queen) soyunmuştur; tatmin olması zor varlıklarız neticede.
Fakat acaba anne karnında doğmayı bekleyen çocuk bunu diyor mudur? Yada aylarca beklentiyle -ki bu beklentiler, gelecek hayalleriyle doludur, sevgiyle şevkatle doludur,en can alıcısı bir isimle doludur- çocuğunu taşıyan anne, o çocuğu aldırtmak zorunda kaldığında ya da düşürdüğünde, çocuğu için “iyi oldu bu lanet dünyayı görmedi” diyor mudur?
Hadi o zaman bırakalım, eğer akabiliyorsa Nehir’ler aksın?